Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Necip Fazıl’ın İstanbul’u, “Kendi Ruhunun Yeryüzündeki Yansıması”dır

İstanbul, sadece taştan, topraktan ve denizden ibaret bir coğrafya değildir;

İstanbul, sadece taştan, topraktan ve denizden ibaret bir coğrafya değildir; bazı ruhlar için o, ete kemiğe bürünmüş bir sevgilidir.

Yazar
Haber Özeti
Murat Yeşil
* Murat Yeşil

Boğaz’da Tankerle Çarpışmaya Bir Saniye Kala!. Yolcularını korkunç bir deniz kazasından kurtaran kahraman Kaptan’ı dehşete düşüren saniyeler..Kadıköy İskelesi’nde sabahın erken saatleri…

“İstanbul, Sadece Bir Coğrafya Değil Devasa Bir Metafizik Laboratuvardır”

Necip Fazıl’ın İstanbul’u, “Kendi Ruhunun Yeryüzündeki Yansıması”dır. İstanbul, sadece taştan, topraktan ve denizden ibaret bir coğrafya değildir; bazı ruhlar için o, ete kemiğe bürünmüş bir sevgilidir. Bu dosyamızda, hayatının her evresini bu yedi tepeli şehirde yaşamış, onun hem dünyevi karmaşasını hem de uhrevi sessizliğini iliklerine kadar hissetmiş büyük şair ve mütefekkir Necip Fazıl Kısakürek’in izini sürüyoruz. Sisli bir Çamlıca sabahından Karacaahmet’in asırlık selvilerine uzanan bu sinematografik yolculukta, metropolün dijital gürültüsüne inat, kelimelerin ve mısraların şehri nasıl yeniden inşa ettiğine şahit olacağız.

Kaldırım Taşlarında Yankılanan Adımlar

Sonbaharın o serin ve puslu sabahlarından biri… Çamlıca Tepesi’nden aşağıya, Üsküdar’a doğru inen yokuşlarda eski İstanbul’un o ağırbaşlı sükuneti hakim. Boğaz’ın gümüş bir mangal gibi tütmeye başladığı o erken saatlerde, sırtında pardösüsü, başında o meşhur fötr şapkası ve dudaklarının kenarında hiç eksik etmediği sigarasıyla bir adam yürüyor. Adımları kararlı ama bakışları daldığı ufuk çizgisi kadar derin. Bu adam, İstanbul’u sadece bir mekan olarak değil, kendi ruhunun yeryüzündeki bir yansıması olarak gören Necip Fazıl Kısakürek’ten başkası değil.

Necip Fazıl’ın İstanbul’u, “Kendi Ruhunun Yeryüzündeki Bir Yansıması”dır

Onun için İstanbul, haritalarda sınırları çizilmiş bir il değil; tarihi, inancı, günahı ve sevabı aynı potada eriten devasa bir metafizik laboratuvardır. Babıali’nin matbaa mürekkebi kokan dar sokaklarından, Eyüp’ün öksüz sükunetine kadar kentin her köşesi, şairin zihninde sürekli çalışan bir gergef gibidir. O yürürken, sadece Arnavut kaldırımlarını aşındırmaz; aynı zamanda şehrin yüzyıllara dayanan hafızasını adım adım okur.

İki Farklı İstanbul: Beyoğlu ve Karacaahmet

Film şeridimiz Üsküdar’dan Avrupa yakasına, kentin en kalabalık ve en çelişkili noktasına, Beyoğlu’na uzanıyor. Necip Fazıl’ın gençlik yıllarının, o fırtınalı bohem hayatının geçtiği İstiklal Caddesi, ışıl ışıl vitrinleri, hiç susmayan tramvay sesleri ve batıya dönük yüzüyle adeta “hayattan canlı bir ölümü” simgeler. Ancak şairin zihnindeki asıl çarpışma, bu caddenin gürültüsüyle Boğaz’ın karşı yakasındaki Karacaahmet Mezarlığı’nın o sessiz uhreviliği arasındadır.

Bir yanda tepinen, modernitenin baş döndürücü hızına kapılmış bir Beyoğlu; diğer yanda ahirete perdelik eden endamlı servileriyle sessizce ağlayan, rahmetin ve asıl gerçeğin mekanı Karacaahmet… Necip Fazıl, kentin bu iki uç noktasını kendi iç dünyasındaki çatışmaların bir aynası olarak kullanır. Onun gözünde her minare göğe doğru uzanan bir şehadet parmağıdır ve bu parmak, kentin bitmek bilmeyen o dünyevi telaşına inat, tek bir mutlak gerçeği hatırlatır.

Canım İstanbul: Bir Şehrin Ruh Haritası

Bu derin sevdanın ve zıtlıkların en somut, en estetik hali şüphesiz şairin mısralarına dökülmüştür. Necip Fazıl, eserlerinde İstanbul’un sadece manzarasını çizmez; kentin röntgenini çeker. Bu eşsiz şiirde şair, İstanbul’un sadece coğrafi bir mekan olmadığını, adeta kendi ruhunun eritilip kalıba dökülmüş hali olduğunu anlatır. İki kıtanın birleştiği bu şehir, onun için ezelden beri ay ve güneşin ev sahibi, rüyaların gerçeğe kavuştuğu yerdir.

Editörün Seçtikleri
Galata Kulesi thumpnail

Galata Kulesi’nde Saklı Sırlar

Galata Kulesi’nin tepesinde geceleri beliren esrarengiz ışıklar, Topkapı Sarayı’nın ardında saklanan kayıp hazineler.. İstanbul… Yüzyıllardır masalların, efsanelerin

Kiz Kulesi Efsaneleri thumbnail 2

Kız Kulesi Efsaneleri

Aşk, Kehanet ve Dram. İstanbul Boğazı’nın ortasında yükselen Kız Kulesi, yüzyıllardır yalnızca bir mimari yapı değil; aşkın, kaderin, kehanet hikayelerinin ..

Necip Fazıl Kısakürek’in kaleminden dökülen (ve güzelliğiyle bestelenerek dillerden düşmeyen bir şarkıya da dönüşen) o muazzam eserin, şehrin ruhunu özetleyen ilk dört dizesini saygıyla anıyoruz:

Canım İstanbul

Necip Fazıl Kısakürek

Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten bir şey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.

İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım…
İstanbul,
İstanbul…

Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik…
Bulutta şaha kalkmış Fatih’ten kalma kır at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat…
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare? ..
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet…

O manayı bul da bul!
İlle İstanbul’da bul!
İstanbul,
İstanbul…

Kaynak: Antoloji.con

Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca’da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar…
Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir ‘ Katibim’i…

Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul…

Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler…
Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı Sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar…

Gecesi sünbül kokan
Türkçesi bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul…

Pırlantadan Kubbeler Altında Veda

Güneş, Süleymaniye’nin pırlantadan kubbeleri ardında yavaş yavaş batarken, gökyüzü yedi renk ve yedi sesten oluşan o eşsiz kızıllığa bürünür. Şairin silüeti, surların delik deşik olmuş tarihi dokusuna karışır. Topkapı Sarayı’ndan gelen sessiz çığlıklar, Moda’nın kurumlu edası ve Boğaz’ın serin suları arasında, Necip Fazıl bu şehre mühür vurmuş isimlerden biri olarak tarihe geçer. O, ana gibi yar bildiği, Türkçesi bülbül kokan bu aziz şehre sadece yaşamını değil, ruhunu da emanet etmiştir.

Sonuç:

Bugün her sabah bindiğimiz vapurlarda, önünden hızla geçip gittiğimiz tarihi camilerde veya Pierre Loti’de içtiğimiz bir bardak çayda, aslında Necip Fazıl’ın mısralara döktüğü o “canlı” İstanbul’u soluyoruz. Modern çağın beton kuleleri ve bitmek bilmeyen asfalt yolları şehri fiziksel olarak dönüştürse de; ruhu eritilip toprağa dondurulmuş o metafizik İstanbul, şiirlerde ve o şiirleri anlayan zihinlerde yaşamaya devam ediyor. Metropolün gürültüsü ne kadar sağır edici olursa olsun, kelimelerin ve sanatın inşa ettiği bir şehri hiçbir kepçe yıkamaz. Necip Fazıl’ın İstanbul’u, zaman ve mekanı aşıp geçmiş bir sevgili olarak, yedi tepe üzerinde tüm ihtişamıyla nefes almayı sürdürüyor.

Necip Fazıl Kısakürek Hakkında En Sık Sorulan Sorular (SSS)

1. Necip Fazıl Kısakürek’in İstanbul’a bakış açısı nasıldır?

Şair için İstanbul, salt fiziksel bir yaşam alanı değil; tarihi, kültürü, maneviyatı ve zıtlıkları barındıran metafiziksel bir varlıktır. Şehri, kendi ruhunun kalıba dökülmüş ve toprağa indirilmiş hali olarak görür.

2. Şairin eserlerinde “Beyoğlu” ve “Karacaahmet” neyi sembolize eder?

Beyoğlu; dünyevi zevkleri, modernitenin getirdiği kaosu, “günahı” ve fani hayatı sembolize ederken; Karacaahmet Mezarlığı; uhreviyatı, ebedi gerçeği, sükuneti ve “rahmeti” temsil eder. Şair bu iki mekan üzerinden kendi iç çatışmalarını ve toplumun ikilemini anlatır.

3. Necip Fazıl’ın gözünden kentin mimari dokusunun anlamı nedir?

O, kentin tarihi mimarisini inancın taşlara kazınmış hali olarak okur. Özellikle camileri ve pırlantadan kubbe olarak tasvir ettiği yapıları birer sanat eseri olarak yüceltirken, minareleri göğe uzanan ve insana ölümü/gerçeği hatırlatan birer “şehadet parmağı” olarak tanımlar.

4. “Canım İstanbul” şiiri neden Türk edebiyatında bu kadar önemlidir?

Çünkü bu eser, İstanbul’u sadece fiziksel güzellikleriyle (Boğaz, Çamlıca, yalılar) değil; aynı zamanda taşıdığı ruhsal ağırlık, barındırdığı tezatlar ve şairin kendi varoluşuyla şehri özdeşleştirmesi bakımından edebiyatımızın en derinlikli şehir methiyelerinden biridir.

5. Şairin gençlik ve olgunluk dönemlerindeki İstanbul algısı değişmiş midir?

Evet. Gençliğinde Babıali ve Beyoğlu çevresindeki bohem hayatın içinde şehrin daha dünyevi ve hızlı yüzünü yaşarken; hayatında yaşadığı fikri ve manevi dönüşümden sonra İstanbul’un uhrevi, mistik ve tarihi derinliğine (Eyüp, Üsküdar, Karacaahmet) odaklanmıştır.

Kaynakça:

  • Kısakürek, N. F. (2010). Çile (Şiirler). İstanbul: Büyük Doğu Yayınları
  • Kısakürek, N. F. (1999). O ve Ben. İstanbul: Büyük Doğu Yayınları.
  • Okay, M. O. (2001). Necip Fazıl Kısakürek. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları.
  • Kaplan, M. (1990). Cumhuriyet Devri Türk Şiiri. İstanbul: Dergah Yayınları.