Sahaf Arif Usta’nın Kağıt Kokulu Dünyası..
Zamanın Durduğu Avlu ve Sahaf Arif Usta’nın Kağıt Kokulu Dünyası. İstanbul’un kalbinde, Beyazıt Camii’nin gölgesinde asırlara direnen gizli bir hafıza merkezi vardır: Sahaflar Çarşısı. Bu dosyamızda, ömrünü sararmış sayfalara, deri ciltlere ve unutulmuş hikayelere adamış Sahaf Arif Usta’nın tozlu rafları arasında sinematografik bir yolculuğa çıkıyoruz.
Sabahın İlk Işıkları ve Çarşının Uyanışı
Zamanın Durduğu Mekan: Sahaflar Çarşısı. Sahaf Arif Usta’nın Kağıt Kokulu Dünyası.. Kurumuş gül yapraklarının, eski harflerin ve demli bir çay kokusunun eşlik ettiği bu hikaye, metropolün dijital hızına karşı kağıdın ve mürekkebin o asil direnişini anlatıyor.
Beyazıt Meydanı’nda sabahın ilk saatleri, üniversite kapısına doğru koşturan öğrencilerin telaşı ve güvercinlerin kanat sesleriyle başlar. Ancak meydanın hemen yanındaki o dar taş kapıdan içeri adım attığınızda, zaman adeta yavaşlar. Burası Sahaflar Çarşısı’dır. Avlunun ortasındaki çınar ağacının yaprakları arasından süzülen güneş ışıkları, parke taşlarının üzerine altın rengi benekler düşürürken, çarşının en eski sakinlerinden Arif Usta, dükkanının ağır demir kepengini usulca yukarı iter.
İçeriye adım attığınız anda sizi o eşsiz, tanıdık koku karşılar: Yıllanmış kağıdın, deri ciltlerin, kurumuş mürekkebin ve hafif bir küfün oluşturduğu o baş döndürücü parfüm. Arif Usta için bu koku, sadece eski kitapların değil, yaşanmışlıkların, yarım kalmış sevdaların ve unutulmuş bilgilerin kokusudur. Çaycı çırağının getirdiği ince belli bardaktaki tavşan kanı çaydan ilk yudumu alırken, parmaklarını 1920’lerden kalma bir şiir kitabının şirazesinde nazikçe gezdirir. O an, dışarıdaki trafiğin, metropolün bitmek bilmeyen gürültüsünün hiçbir hükmü kalmamıştır.
Arif Usta: Kırk Yıllık Bir Hafıza Bekçisi
Burnunun ucuna düşen yarım çerçeveli gözlükleri, zamanın izlerini taşıyan parmakları ve ağırbaşlı duruşuyla Arif Usta, sıradan bir tüccar değil, İstanbul’un kültürel hafızasının nöbetçilerinden biridir. Bilgisayar ekranlarındaki stok programlarına ihtiyaç duymaz; dükkanındaki on binlerce kitabın nerede olduğunu, hangi rafın üçüncü sırasında hangi yazarın ilk baskısının yattığını gözü kapalı bilir.
“Biz kitap satmayız evlat,” der sık sık dükkana uğrayan genç edebiyat öğrencilerine. “Biz emanetçiyiz. Bir kitap yazıldığı gün doğar ama asla ölmez. Sadece bir okurun elinden çıkar, tozlu bir rafa girer ve onu anlayacak yeni ruhunu bekler. Biz o buluşmayı sağlayan çöpçatanlarız.”
Sararmış Sayfaların Arasındaki Sırlar
Sahaflık sadece basılı kelimelerin değil, o kitaplara dokunan ellerin hikayesini de okuma sanatıdır. Bir sonbahar ikindisi, dükkana yaşlı bir adamın getirdiği, dedesinden kalma bir koli kitabı incelerken yaşananlar tam da böyle bir film sahnesidir:

Arif Usta, kalın ebrulu kapağa sahip bir Osmanlıca divanı eline alır. Sayfaları usulca araladığında, 1910’lu yıllardan kalma, renkleri solmuş ama formu bozulmamış kurumuş bir gül yaprağı düşer tezgahın üzerine. Hemen yan sayfasında, eski harflerle, titrek bir el yazısıyla düşülmüş bir not vardır:
“Firuze’ye… Zaman bu yaprak gibi kurusa da, kalbimdeki yerin hep taze kalacak.”
Arif Usta o an susar. Dışarıda Beyazıt’ın kargaşası devam ederken, o dükkanın içinde yüz yıl öncesinin bir kalp atışı duyulur. İşte bir internet sitesinden “sepete ekle” tuşuyla aldığınız hiçbir kitap size bu ruhu veremez. Sahaf, tarihin dondurulduğu ve aniden yüzünüze çarptığı o büyülü anların mekanıdır.
Günümüzde çarşının ön sıralarını üniversite hazırlık ve test kitapları satan dükkanlar kaplamış olsa da, arka sıralardaki o loş dükkanlarda gerçek sahafiye kültürü sessiz bir direniş içindedir. Yeni nesil her şeyi bir ekranda, en hızlı şekilde tüketmeye alışmışken; Arif Usta gibi adamlar inatla kağıdın dokusunu, bir sayfanın hışırtısını ve sabırla okumanın erdemini savunmaya devam eder.
Dijital Hıza Karşı Direnen Bir Vaha
Akşam ezanı Beyazıt semalarında yankılanırken, çarşı yavaş yavaş toparlanmaya başlar. Arif Usta, dükkanın ışıklarını söndürmeden önce son bir kez raflara bakar. O raflarda Namık Kemal’in sürgün acıları, Sabahattin Ali’nin hüznü, isimsiz aşıkların kurumuş gülleri yatmaktadır. Kepengi çeker, kilidi çevirir ve İstanbul’un o yorgun ama bir o kadar da büyüleyici akşamına karışır. Yarın sabah, güneş çınar ağacının yapraklarına vurduğunda, hikaye kaldığı yerden devam edecektir.
Sonuç
İstanbul’u sadece taşıyla toprağıyla, betonuyla ya da köprüleriyle tanımlamak büyük bir eksikliktir. Bu kentin asıl ruhu, kıyıda köşede kalmış, zamana meydan okuyan avlularında saklıdır. Beyazıt Sahaflar Çarşısı ve o çarşının gizli kahramanları olan Arif Ustalar, bize her şeyin inanılmaz bir hızla tüketilip çöpe atıldığı bu modern çağda, bazı şeylerin paha biçilemez olduğunu hatırlatır. Bir kitabın sayfaları arasına gizlenmiş bir hatıra, sararmış bir kağıdın kokusu ve o dükkanlardaki tarifsiz dinginlik, metropolün kalbinde hepimize açık bir sığınaktır. Sahaflar nefes aldığı sürece, İstanbul’un hafızası da yaşamaya devam edecektir.
En Sık Sorulan Sorular (SSS)
1. İkinci el kitapçı ile “Sahaf” arasındaki fark nedir?
İkinci el kitapçılar genellikle güncel veya yakın dönem kitapların kullanılmış versiyonlarını alıp satan yerlerdir. Sahaf ise; nadir bulunan, baskısı tükenmiş, tarihi bir değere sahip (ilk baskılar, imzalı eserler, Osmanlıca metinler, eski haritalar) edebi ve tarihi vesikaların ekspertizini yapabilen, kitabın tarihçesini bilen donanımlı ustadır.
2. Sahaflarda sadece eski kitaplar mı bulunur?
Hayır. Nadide kitapların yanı sıra; eski kartpostallar, pullar, tarihi fermanlar, gravürler, ilk baskı dergiler, taş plaklar, eski mektuplar ve el yazması hat eserleri gibi basılı ve yazılı kültüre dair pek çok antika obje de sahafların ilgi alanına girer.
3. Evimdeki eski bir kitabın değerli olup olmadığını nasıl anlarım?
Bir kitabın yaşı tek başına değerini belirlemez. Kitabın ilk baskı olup olmaması, yazarının ıslak imzasını taşıyıp taşımaması, dönemin önemli bir matbaasında basılmış olması, kondisyonu (sayfalarının tam ve yıpranmamış olması) ve piyasadaki bulunabilirlik (nadirliği) durumu, değerini belirleyen temel faktörlerdir. Kesin bilgi için güvenilir bir sahaftan ekspertiz alınmalıdır.
4. Beyazıt Sahaflar Çarşısı’nın tarihi ne kadar eskiye dayanıyor?
Çarşının kökleri Bizans dönemindeki “Chartoprateia” (kağıtçılar ve kitapçılar) çarşısına kadar uzansa da, Osmanlı döneminde asıl kimliğini kazanmıştır. 15. yüzyılda Fatih Sultan Mehmet döneminde Kapalıçarşı çevresinde toplanan sahaflar, 18. yüzyılda yaşanan büyük depremler ve yangınlar sonrası bugünkü Beyazıt Camii ile Kapalıçarşı arasındaki yerlerine taşınmışlardır.
5. Dijital çağda ve e-kitapların yaygınlaştığı dönemde sahaflar nasıl ayakta kalıyor?
E-kitaplar bilgiye hızlı erişim sağlasa da, koleksiyonerler, araştırmacılar ve “kağıt sevdalıları” için bir kitabın nesne olarak varlığı, dokusu, kokusu ve tarihi değeri dijitalleşemez. Sahaflar, bu özel niş kitleye hitap ederek ve nadir eserleri çevrimiçi müzayedelerle dünya çapındaki alıcılara ulaştırarak ayakta kalmayı başarmaktadırlar.
| Author: *Tuğçe Binar Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Uzmanı Yaşam Haberleri Editörü – İstanbul Yerel (İY) |
Kaynakça
- Erünsal, İ. E. (2015). Osmanlılarda Sahaflık ve Sahaflar. İstanbul: Timaş Yayınları.
- Meriç, C. (1998). Bu Ülke (Özellikle kitap ve kütüphane kültürü üzerine denemeler). İstanbul: İletişim Yayınları.
- Gökman, M. (1974). Tarihi İstanbul Sahafları ve Kitapçılık Kültürü. İstanbul: Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu Yayınları.
- İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. (2010). Beyazıt ve Çevresi: Tarih, Mekan, İnsan. İstanbul.
