İstanbul’un İki Yakasında Aynı Kaderi Paylaşan İki Semt: Balat ve Yeldeğirmeni..
İstanbul’un sokakları sadece coğrafi koordinatlarla değil, hatıralarla, komşuluk fısıltılarıyla ve pencere kenarlarına asılan nemli çamaşırların kokusuyla ölçülür. Bir zamanlar bir semtte yaşamak; sabah fırından çıkan sıcak ekmeğin kokusunu paylaşmak, bakkalın veresiye defterinde adının bulunması ve kapı önü sohbetlerinde birbirinin derdiyle hemdert olmak demekti.
Ancak son on yılda iki farklı yakanın iki kadim semtinde—Haliç’in kıyısındaki Balat ile Kadıköy’ün tarihi yamaçlarındaki Yeldeğirmeni’nde—zamanın ve mekânın dokusu akıl almaz bir hızla değişti.
Bir yanda artizan kafelerin, üçüncü nesil kahvecilerin ve rengârenk boyanmış cephelerin yansıttığı parlak bir vitrin; diğer yanda ise ata yadigârı sokaklarından usulca sessiz sedasız sürgün edilen, İstanbul’un farklı ilçelerinden buraya göç edenlerin çokluğuyla birbirlerine yabancılaşan mahalle sakinleri.
Balat: İp Boyu Asılı Çamaşırlardan Butik Fincanlara
Haliç’in kuzey yamacında, Müslüman, Rum ve Yahudi kültürlerinin iç içe geçtiği o dar parke taşlı sokaklar, yakın geçmişe kadar kentin en mütevazı sığınaklarından biriydi. Dünün Balat’ında dünya; cuma akşamı kurulan sofralarla, mahalle kadınlarının cumbalar arasından uzattığı plastik mandallarla örülüydü.
Yaşam sade, yoksulluk belirgin ama dayanışma katıksızdı. Kimse kapısını kilitlemez, komşunun çocuğu açken diğer evde tencere kaynamazdı.

Bugünün Balat’ı ise bambaşka bir sahne dekoruna teslim olmuş durumda. Tarihi ahşap evlerin cumbaları, artık sosyal medyada birkaç bin beğeni almak için sıra bekleyen kalabalıkların arka plan dekoru haline geldi. Bir zamanların marangozları, mahalle bakkalları ve tenekecileri birer birer kepenk indirdi; yerlerini vintage tasarım atölyelerine, fahiş fiyatlı kruvasan dükkânlarına ve retro antikacılara bıraktı.
Eski mahalleli için sokak, hayatın aktığı doğal bir avluydu; bugünün ziyaretçisi içinse o sokak, tüketilecek ve fotoğraflanıp terk edilecek geçici bir “deneyim alanı” hükmünde.. İki dünya arasındaki makas öylesine açıldı ki; kapısının önünde oturan yaşlı bir Balatlı teyzenin gözündeki hüzün, elindeki filtre kahveyle kadraj ayarlayan genç kentlinin neşesine çarpıp parçalanıyor.
Yeldeğirmeni: Kadıköy’ün İlk Apartmanlarından “Artizan” Gettoya

Boğaz’ın diğer yakasına, Kadıköy’ün demiryolu ve denizle çevrili o tarihi tepesine uzandığınızda tablo değişmiyor; yalnızca renkler farklılaşıyor. Yeldeğirmeni, 19. yüzyılın sonunda kentin ilk apartmanlaşma deneyimlerine ev sahipliği yapmış, Levantenlerin, Musevilerin ve demiryolu işçilerinin birlikte harmanlandığı ağırbaşlı bir Osmanlı-Cumhuriyet semtiydi. Dünün dünyasında burada yaşayan insanların dünyaya bakışı; istasyon düdüklerinin intizamında, komşuluk ilişkilerinin nezaketinde ve köklü mahalle kültürünün ağırbaşlılığında şekillenirdi.
Bugün ise Yeldeğirmeni, duvarlarını süsleyen devasa murallerin (sokak resimlerinin) gölgesinde bir “tasarım merkezi” kimliğine büründü. Yüksek tavanlı, taş işçiliğiyle bezeli tarihi apartmanlar; hızla bağımsız sanat galerilerine, yoga stüdyolarına ve ortak çalışma (co-working) alanlarına dönüştü. Semtin eski demirci ustalarının, terzilerinin ve manifaturacılarının yerini, “dijital göçebelerin” dizüstü bilgisayarlarını açıp saatlerce oturduğu kafe masaları aldı.
Eski Yeldeğirmeni sakini için mahalle; doğup büyüdüğü, çoluk çocuğa karıştığı ve nihayetinde gömüleceği bir kök salma alanıydı. Yeni gelen kentli profil içinse bu semt; “otantik ve bohem” bir kimlik satın alma mecrası. Mekân aynı mekân, fakat insana ve zamana yüklenen anlam taban tabana zıt.
Mekânın Hafızası Silinirken İnsan Nereye Sığınır?
Soylulaştırma, savunucularının iddia ettiği gibi sadece “harabe binaların kurtarılması ve kentin güzelleşmesi” hareketi değildir. Bu süreç, ekonomik olarak gücü yetmeyenin sistemin dışına itildiği, kentsel rantın kültürel belleği ezdiği soğuk bir mekanizmadır. Balat’ta ev kiraları katlanırken mülk sahipleri tarafından kapı önüne konulan kiracılar, kentin uzak ve kimliksiz çeperlerine sürülüyor. Yeldeğirmeni’nde emekli maaşıyla semtinde tutunmaya çalışanlar, alışveriş yapacak bakkal dahi bulamaz hale geliyor.

Ahmet Haşim’in kentin akşamlarına yüklediği o derin, melankolik ağırlık; Ziya Osman Saba’nın o mütevazı, küçük evlerin pencerelerinden sızan huzuru aradığı dizeler, bu dönüşümün karşısında sessizce eriyor. Çünkü bir kentin ruhu, binaların cephe boyasında değil; o sokaklarda birbiriyle selamlaşan insanların hafızasında yaşar. O hafıza silindiğinde, geriye sadece turistik bir lunapark kalır.
Sık Sorulan Sorular (S.S.S.)
1. Kentsel soylulaştırma (gentrification) tam olarak ne anlama gelir?
Düşük gelirli ve tarihsel dokusu güçlü yerleşim alanlarının; sanatçıların, butik işletmelerin ve ardından üst-orta gelir grubunun bölgeye gelmesiyle birlikte fiziksel, kültürel ve ekonomik olarak dönüşmesi, bu süreçte eski sakinlerin artan yaşam maliyetleri nedeniyle semtten göç etmek zorunda kalması sürecidir.
2. Balat ve Yeldeğirmeni neden soylulaştırmanın merkez üssü haline geldi?
Her iki semt de özgün mimari mirasa (ahşap cumbalı evler, tarihi taş apartmanlar), merkezi konuma ve zengin bir kültürel geçmişe sahiptir. Ucuz kiralar nedeniyle önce sanat atölyeleri ve yaratıcı sınıflar için cazip hale gelmiş, ardından gelen popülerleşme dalgası gayrimenkul ve turizm sektörünün iştahını kabartmıştır.
3. Soylulaştırmanın yerel esnaf ve halk üzerindeki doğrudan etkileri nelerdir?
Kiraların ve emlak fiyatlarının aşırı yükselmesi, geleneksel zanaatların ve küçük esnafın yerini turistik kafelere bırakması, mahalle içi dayanışma ağlarının çözülmesi ve eski sakinlerin kentin dış mahallelerine taşınmak zorunda kalması en belirgin etkilerdir.
4. Tarihi binaları kurtarırken mahalle kültürünü korumak mümkün mü?
Evet. Bu denge ancak katılımcı yerel yönetim politikaları, kira denetimleri, yerel halkı dışlamayan mikro restorasyon hibeleri ve mahalle esnafını koruyan planlama ilkeleriyle sağlanabilir.
Not:
(**) Soylulaştırma – Seçkinleştirme: Dar gelirli insanların yaşadığı eski veya köhne mahallelerin orta ve üst sınıflar tarafından satın alınıp yenilenmesi, bu sayede bölgenin sosyal, ekonomik ve kültürel yapısının tamamen değişmesi sürecidir.
Kaynakça:
- Glass, R. (1964). London: Aspects of Change. MacGibbon & Kee. (Soylulaştırma kavramının ilk kez literatüre kazandırıldığı temel çalışma).
- İslam, T. (2005). İstanbul’da Soylulaştırma: Galata ve Cihangir Örnekleri. İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.
- Keyder, Ç. (1999). İstanbul: Küresel ile Yerel Arasında. Metis Yayınları. (Kentin mekânsal dönüşümü ve sınıfsal kırılmaları).
- Ergun, N. (2004). Gentrifikasyon: Kuram ve Türkiye Uygulamaları. Kentsel Araştırmalar Dergisi.
- Zukin, S. (1995).The Cultures of Cities. Blackwell. (Kültürün, sanatın ve sermayenin kentleri nasıl dönüştürdüğüne dair sosyolojik inceleme)
