Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Namaz Vakitleri
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Eski İstanbul’da Ramazan Eğlenceleri

Haber Özeti / News Summary Eski İstanbul’da Ramazan Eğlenceleri. İstanbul
Haber Özeti / News Summary
Eski İstanbul’da Ramazan Eğlenceleri. İstanbul kronikçisi (**) Sermet Muhtar Alus’un gözünden; eski ahşap konaklardan oluşan mahallelerin Ramazan telaşını, çocukların macun heyecanını ve efsanevi Direklerarası gecelerini keşfedin. Bu yazıda eski İstanbul’un toplumsal bağlarını en üst seviyeye çıkaran Ramazan ayının sokak ve eğlence kültürünü ele alıyor.
* Yazar / Author:  Murat Yeşil  Genel Yayın Yönetmeni

Bu İstanbul Hikayesi Bir Dönemin Hafıza Kaydı

Sermet Muhtar Alus (***)’un yazdığı bu hikaye, eski İstanbul’un toplumsal bağlarını en üst seviyeye çıkaran Ramazan ayının sokak ve eğlence kültürünü ele alıyor.

Yazarın bizzat tanık olduğu direklerarası’ndaki meddahları, mahalle aralarında tepsileriyle dönen renkli macuncularını ve eski İstanbulluların o naif sahur ritüellerini birinci ağızdan inceliyoruz.

Mekân ve Dönem Tasviri

Meddah Gösterisi- İstanbul 1900-ler
Meddah Gösterisi- İstanbul 1900’ler
  • Mekân: Şehzadebaşı (Direklerarası) başta olmak üzere Fatih, Aksaray, Süleymaniye ve Üsküdar’ın eski mahalle sokakları.

  • Zaman/Dönem: 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başı (II. Abdülhamid ve Meşrutiyet dönemleri). Elektrikli aydınlatmaların henüz olmadığı, sokakların gaz lambalarıyla aydınlatıldığı, Ramazan gecelerinde kahvehanelerin sabaha kadar açık kaldığı ve mahalle kültürünün altın çağını yaşadığı eski İstanbul kışları ve yazları.

İSTANBUL HİKAYELERİ
Direklerarası’ndan Mahalle Şenliklerine: Eski İstanbul’da Ramazan Eğlenceleri
Yazan: Sermet Muhtar Alus (Günümüz Türkçesine Uyarlanmıştır)
Eski İstanbul’da Ramazan ayı kapıyı çaldı mı, şehrin üzerine adeta tatlı bir telaş ve huzur bulutu çökerdi. Şimdiki gibi sadece zengin iftar sofralarında değil; dar sokaklarda, ahşap evlerin cumbalarında ve çocukların muzip gözlerinde bambaşka bir neşe parıldardı. Beyazıt Yangın Kulesi’nden veya Selimiye Kışlası’ndan patlatılan iftar topunun sesiyle sokaklar bir anlığına sessizliğe gömülür, hemen ardından sahur vaktine kadar kesintisiz sürecek olan o büyük İstanbul şenliği başlardı.

Ramazan eğlenceleri denince akla gelen ilk ve en görkemli merkez şüphesiz Şehzadebaşı’ndaki Direklerarası olurdu. İftardan sonra yediden yetmişe tüm İstanbullular, paşasından hamalına kadar buraya akın ederdi. Cadde üzerindeki kahvehaneler ve tiyatrolar kapılarını ardına kadar açardı. Meddahlar mendillerini omuzlarına atıp, sopalarını ellerine alarak taburelerine kurulur; yaptıkları taklitler ve anlattıkları hikâyelerle salonları kahkahaya boğardı. Az ilerideki hayal perdelerinde ise Hacivat ve Karagöz’ün gölgesi, mahalle çocuklarının en büyük hayal dünyasını süslerdi. Kel Hasanların, Naşitlerin sahnede devleştiği o gecelerde zamanın nasıl geçtiği hiç anlaşılmazdı.

Direklerarası’nın o şaşaalı kalabalığından uzakta, mahalle aralarında ise en çok çocukların yüzü gülerdi. İftardan hemen sonra köşe başlarında tezgahlarını kuran macuncular, pirinç tepsilerinin içindeki rengarenk, nane, tarçın, bergamot ve gül kokulu macunları tahta çubuklara sararak miniklerin ellerine tutuştururdu. Mahallenin gençleri toplanıp maniler eşliğinde fener alayları düzenler, ellerindeki kağıt fenerlerle kapı kapı gezerek eski İstanbul evlerine Ramazanın neşesini taşırlardı. Ev sahipleri de bu çocukları boş çevirmez, ceplerine mendiller, kuruşlar koyardı.

Gece yarısını geçip sokakları adımlayan Ramazan davulcularının yanık sesli manileri duyulduğunda, sahur vaktinin geldiği anlaşılırdı. Komşular birbirinin sahur sofrasına göz kulak olur, pencere arkalarından fısıltıyla da olsa hal hatır sorulurdu. Zengin konaklarının kapıları “Diş Kirası” geleneği için halka açık tutulur, fakir fukara o sofralardan eli boş döndürülmezdi. O dönemin Ramazanları, sadece bir ibadet ayı değil; İstanbul’u, insanı ve mahalleyi birbirine gönülden kenetleyen en büyük zarafet ortaklığıydı.

❓ Hikâye Hakkında Soru ve Cevaplar

Soru 1: Eski İstanbul’da Ramazan eğlencelerinin merkezi olan “Direklerarası” neresidir ve adını nereden almıştır?

Direklerarası Kalabalığı - Şehzadebaşı
Direklerarası Kalabalığı – Şehzadebaşı
  • Cevap: Direklerarası, Vezneciler ile Şehzadebaşı arasında kalan bölgedir. Adını, Damat İbrahim Paşa tarafından yaptırılan külliyenin altındaki dükkanların önünde bulunan mermer sütunlardan (direklerden) almıştır.

Soru 2: Hikâyede geçen “Meddah” kime denir ve Ramazan gecelerindeki rolü nedir?

  • Cevap: Meddah, tek başına sahneye çıkarak aksesuar olarak sadece bir mendil ve sopa kullanan, farklı şiveleri taklit ederek hikâyeler anlatan eski zaman komedyenidir. Ramazan gecelerinde kahvehanelerde halkı eğlendiren en önemli figürdür.

Soru 3: Eski İstanbul Ramazanlarında çocukların en büyük eğlenceleri nelerdi?

  • Cevap: Mahalle aralarındaki seyyar macunculardan renkli macunlar almak, Karagöz ve Hacivat gölge oyunlarını izlemek ve ellerinde kağıt fenerlerle sokaklarda fener alayları düzenlemektir.

Soru 4: Metinde bahsedilen eski İstanbul evlerindeki sahur ve mahalle ilişkisi nasıldı?

  • Cevap: Sahur vaktinde davulcunun manileri eşliğinde uyanan mahalle halkı birbirine karşı son derece saygılıydı; pencerelerden fısıltıyla konuşulur, komşuların sofrasında bir eksik olup olmadığı gözetilirdi.

Soru 5: Sermet Muhtar Alus‘un anlatımına göre o dönemin Ramazan ayını günümüzden ayıran en büyük fark nedir?

  • Cevap: Ramazan’ın sadece bir ibadet veya yeme-içme dönemi olmaktan öte; diş kirası gibi geleneklerle zengin-fakir ayrımını ortadan kaldıran, tüm şehri tiyatro, musiki ve yardımlaşma etrafında birleştiren devasa bir “mahalle ortaklığı” olmasıdır.

Sermet Muhtar Alus Kimdir?

Sermet Muhtar Alus (***) (1887 – 1952): İstanbul’un popüler tarihini, gündelik yaşamını, adetlerini, giyim kuşamını ve yeme-içme kültürünü en ince ayrıntısına kadar yazmış muazzam bir araştırmacı, yazar ve çizerdir. Kendi çocukluk ve gençlik yıllarının İstanbul’unu öylesine canlı, esprili ve akıcı bir halk diliyle anlatır ki, okuyucu kendisini bir anda 1900’lerin başında, ahşap bir konağın cumbalı penceresinde bulur.

Not: (**) Kronikçi, tarihsel olayları, günlük gelişmeleri veya belirli bir dönemi kronolojik (zaman sırasına göre) bir biçimde kaleme alan kimse veya kronik yazarı demektir. [1] Temel Anlam: Tarihsel vakaları veya güncel olayları zaman sırasını gözeterek kaydeden yazardır.

* Yazar / Author: Murat Yeşil –  Biyografi Genel Yayın Yönetmeni   İstanbul Yerel

📚 Kaynakça:

  • Sermet Muhtar Alus, Eski Günlerde, (Haz. Erol Şadi Erdinç), İletişim Yayınları.
  • Sermet Muhtar Alus, İstanbul Kazan Ben Kepçe, Akba Kitabevi, 1944.
  • Refik Halid Karay, Üç Nesil Üç Hayat, İnkılâp Kitabevi.
  • Balıkhâne Nâzırı Ali Rızâ Bey, Eski Zamanlarda İstanbul Hayatı, (Haz. Ali Şükrü Çoruk), Kitabevi Yayınları.